Eğitimde “Okul – Aile” İşbirliğinin Önemi

Yorumlar Kapalı

Toplumlar, eğitim sürecinin amaçlarını ve içeriğini belirleyerek, insanlara birlikte yaşamanın gerektirdiği toplum bilincini kazandırmak ve istenen özelliklere sahip insanları yetiştirme olanağı yaratmak amacıyla sürekli çaba göstermektedirler. Bu anlamda istendik bireyler yetiştirebilmek için, eğitim sistemi kullanılmaktadır. Eğitim sisteminin amaçlarının gerçekleşmesine katkı koyan en önemli öğelerden biri de okullardır. Okullar, bireylerin belli yaş dönemlerinde gösterdikleri ortak davranış özelliklerine uygun olarak düzenlenmiş eğitim programları ve öğretim yöntemleri ile insan gelişimine katkı koyan kurumlardır. Aileler ise, eğitim sisteminin şekillendirmeye çalıştığı bireylerin kardeşi, anne ve babası ile oluşturduğu toplum içindeki en küçük sosyal kurumlardır. Bu nedenle, bireylerin tutum ve değerlerinin oluşmasında birincil etkileşimi sağlaması bakımından aileler ayrı bir öneme sahiptirler. Ayrıca belirtmekte yarar vardır ki, okulların üstlenmiş olduğu görevleri sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi adına ailelerin katkısına ihtiyaç vardır.

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi, okul ve aile; eğitim-öğretim aşamalarında birbirlerinden ayrılmaz iki sosyal kurum olduğundan, çocukların ve gençlerin gelişimi için en önemli etkenlerin başında gelmektedirler. Çocuklar ve gençler zamanlarının bir kısmını aile içinde ve diğer bir kısmını da okulda geçirdiklerinden, olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılması gerektiğinde, her iki kurum da bir arada ele alınmalıdır.
Çocukların sosyal anlamda etkilendikleri kurumların başında aile, ondan sonra ise okul gelmektedir. Aile içindeki sosyal tutum ve paylaşım okul ortamına uyumlu ise, genelde çocuğun gelişiminde sorun yaşanmamaktadır. Fakat her iki kurumun çocuğa yansıttığı olgular farklılık gösteriyorsa çocuğun okul hayatında başarısızlık gözlemlenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle uzmanlar, çocukların okul hayatındaki başarısızlıklarının nedenlerini araştırmak için, çocuk ve ebeveynler ile birebir görüşerek sorunun nereden kaynaklandığına ve özellikle aile ortamı içinde bilerek ya da bilinmeyerek çocuğu etkileyen unsurun var olup olmadığına bakmaktadırlar. Son yıllarda okullarda psikolojik danışman ve rehber öğretmen danışmanlığına fazlası ile önem verilmesinin nedeni de budur.
Okul-aile iş birliği, öğrenci başarısının artması, katılım, güdülenme, kendine güven ve davranışların değişmesini sağlamaktadır. Ayrıca aile katılımı, çocukların okul ve öğretmenlere ilişkin olumlu tutumlar geliştirilmesi bakımından da çok önemlidir. Bu nedenle, okul-aile işbirliği sağlıklı olan okullarda, okulun üstlendiği görevi yerine getirmesi daha kolay olacaktır. Tabiî ki bu anlatılanların uygulanabilir olabilmesi için, ailelerin okul ile barışık olması ve sürekli okul ve öğretmenler ile işbirliği içinde olması gerekmektedir.
Ailelerin okul etkinliklerine katılımını ve işbirliği sürecini engelleyen başlıca faktörler:
1) Ana- babaların kendi okul yaşantılarının olumsuzluğu: Birçok ana- babanın olumsuz okul yaşantısına sahip olmaları, okula karşı olumsuz tutumlar geliştirmelerine yol açmaktadır.
2) Ailelerin ekonomik sorunları: Çoğu zaman ailelerin okula çağrılma nedenleri, kendilerinden ekonomik katkılar istenmesidir. Ekonomik sıkıntılar ailelerin okul etkinliklerine katılımında gönülsüz davranmalarına yol açmaktadır.
3) Ailelerin okula ayırabilecekleri zamanın kısıtlı olması.
4) Ailelerin eğitim düzeyinin düşük olması.
5) Öğretmenlerin olumsuz tutumları: Öğretmenlerin sahip olduğu, ailelerin okula katılımı için zamanlarının olmadığı ve bu tür etkinliklere yeterince ilgi duymadıkları şeklindeki algılar, okul-aile iş birliğinin en önemli engellerindendir. Oysa aileler, okula nasıl katkıda bulunabilecekleri konusunda öğretmenlerin yol göstermelerini ve kendilerini somut olarak yönlendirmelerini beklemektedirler.
6) Ev ve okul kültürünün farklı olması.
Okul ile aileler arasında iletişim kurulması aşağıdaki yollarla sağlanabilir:
1) Veli-öğretmen-öğrenci toplantıları: Ortak katılımı sağlayan bir program hazırlanarak velilere bildirilmelidir.
2) Karneler: Veliler çocuğun ev ödevi yapma isteği, okuma sevgisi, televizyon izleme alışkanlığı, öğrenmeye karşı tutumu ve evdeki durumu hakkında karne doldurmalıdır.

3) Okul gazeteleri: Okul, gazete çıkarmalı ve ev ödevleri konusunda ipuçları, katılmak istedikleri aile içi etkinlikler ve yaptıkları eğitimsel geziler gibi konularda velilerden yazılar istemelidir.
4) Kutlama kartları: Çocuğun özel başarı ve davranışlarını kutlama amacıyla öğretmen ve veliler birbirlerine karşılıklı olarak kutlama kartları göndermelidir.
5) Veli-Öğretmen görüşmesi: Veli-öğretmen görüşmeleri en az haftada bir olacak şekilde gerçekleştirilmelidir.
6) Veli panosu: Özellikle veliler için, okulun ana girişine bir ilan tahtası asılmalıdır. Veliler yapılmasını istedikleri etkinlikleri bu panoya asarak okul etkinliklerine katkı koymalıdırlar.
7) Velileri bilgilendirme: Çocuğun okulda ne öğrendiği ile ilgili meraklarını gidermek için işlenene konular, haftalık programlar velilere gönderilmelidir.
8) Not tutma ve ödev kontrol defteri: Her öğrencinin, derste not tutup tutmadığı, günlük ödevleri yapıp yapmadığı ailesine her hafta sonu bildirilmelidir.
Sonuç olarak söyleyebiliriz ki, Ailelerin okul etkinliklerine katılımını ve işbirliği sürecini engelleyen başlıca faktörlerin neler olduğunu bilmek, yaşanan diyalog sorununu çözme adına, biz eğitimcilere yardımcı olacaktır. Çocuğun okuldaki başarısında; ailenin sosyo-ekonomik statüsü, aile üyelerinin eğitim düzeyi, ailede çocuğa gösterilen ilgi, anne-baba ve çocuk ilişkisinin niteliği gibi etmenler önemli rol oynamaktadır. Unutulmamalıdır ki, okuldaki eğitim ile aile içindeki eğitimin de birbiriyle tutarlı olması çocuğun başarısını olumlu etkileyecektir.
Son olarak, okul-aile işbirliğini sağlayabilmek için, uzmanlar tarafından aktarılan öneriler üzerinde durmak istiyorum.
1) Aileler, öğrencinin eğitiminde okulun yanında en etkili kurumu oluşturmaktadırlar. Öğrenciyi tanımada, yönlendirmede, yeteneğini ve kapasitesini artırmada mutlaka aileyle iş birliğine gidilmelidir. Bunu sağlayabilmek için, çok çeşitli vesilelerle ailelerin okula gelmesi, öğrenci sorunlarını paylaşması, öğretmen ve yöneticiler ile ortak kararlar geliştirmesi, çocuğunun başarısı için rol alması ve katkıda bulunması sağlanmalıdır.
2) Aileler, öncelikle kendi çocuklarının eğitimine ve başarısına, daha sonra da ailesinden yeterince destek ve yardım alamayan çocukların eğitimine ve başarısına, güçleri ölçüsünde katkıda bulunmayı temel bir görev ve sorumluluk olarak görmelidirler. Aileler, çocuğun evdeki durumunu gözlemleyerek, bilgi vermek için sürekli öğretmeni ile diyalog halinde olmalıdırlar.
3) Aile-okul iş birliğini artırabilmek için posta, telefon, internet, çeşitli dergiler, gazeteler, oturumlar, toplantılar gibi birçok araçtan yararlanılmalı; ailelerin çeşitli etkinliklerden, çocuklarının okuldaki performansından haberdar edilmesi sağlanmalıdır. Belli dönemlerde ev ziyaretleri düzenlenmelidir. Etkin bir okul veli yardımlaşmasını sağlayabilmek için, ilişkiler rastlantıya bırakılmamalı, okul-veli görüşme ve toplantıları yıllık, aylık ve haftalık dönemler içinde programlara bağlanmalıdır.
4) Okullarda bulunan okul-aile birliğine ilişkin önemli hususlar yönetmeliklerde her ne kadar yer alsa da, bu birliklerin etkili şekilde çalışması sağlanmalıdır.
5) Okulun izlediği eğitim yaklaşımları, öğrenciye uygulanan sınıf içi öğretim etkinlikleri konusunda velilerle iletişim kurulmalı, ayrıca, okul-aile yardımlaşması ve bu çerçevede çocuğun eğitimi konusunda etkin işbirliğinin sağlanabilmesi amacıyla veliler eğitilmelidir.
6) Velilerin okula olan güven ve işbirliğini geliştirmek amacıyla, öğrenci etkinlikleri sergilenmeli ve bu etkinlikleri velilerin izlemesi sağlanmalıdır.

Pamukçuk

Yorumlar Kapalı

hastalığı nedir ?
Genellikle bebeğin doğumunun ilk haftasının sonunda kendisini gösteren bir dil ve ağız hastalığıdır.

hastalığı neden ileri gelir ?
Mantar veya mantar sınıfından ilkel bir bitkiden ileri gelen bir hastalıktır.

Bu mantar nereden gelmektedir ?
Genellikle vajinasında hafif bir mantar hastalığı bulunan anneden. Çocuk rahimden çıkarken bu mantarla enfekte olur. Mantarın gelişmesi yaklaşık bir hafta sürer. Hastalık, ayrıca enfekte olan bir çocuğun kullanmış olduğu biberon başlıklarından da başka bir çocuğa bulaşabilir.

ciddî bir hastalık mıdır ?
Hayır, çok rastlanan bir hastalıktır.

Pamukçuğun tedavisi nasıl yapılır ?
Mor kantaron (gentian violet) bir çubuğa sarılmış pamuk ile hafif hafif bebeğin ağız, dil ve damağına sürülür. Ayrıca mantara karşı bir ilâç olan «
» yine bu şekilde sürülebilinir veya bebeğe yutturulur.

Pamukçuğun tedavisi uzun sürer mi ?
Hayır. Bir hafta ile on gün arası bebek tamamen iyileşir.

önlenebilir mi ?
Eğer annenin vajinasında ifrazat yapan bir mantar hastalığı olduğu bilinirse, doğumdan önce tedavi edilmesiyle önlenebilinir.

Hastanelerde bebeklere ayrılan bölümde bir bebekte görülürse bu bebek tecrit edilmeli midir ?
Evet. Böylece hastalığın öteki bebeklere bulaşması önlenir. Hasta bebeğin bakımında kullanılan bütün kap, çatal, bıçak ve kaşıklar da ayrı tutulmalıdır

Bebek bakımı ile ilgili bilgiler

Yorumlar Kapalı

Hayatımızın en önemli varlıkları bebeklerimiz;
Yapacağınız doğru uygulamayla, bebeğinizi endişe duymadan yıkayabilir, hatta onun bun­dan zevk almasını sağlayabilirsiniz.

Özellikle sıcak yaz günlerinde bebeğinize sık sık yaptırmanız gereken banyoların kabus ol­maktan çıkmasını istiyorsanız, önerilerimizi mut­laka okuyun.

Nelere dikkat edilmeli?
Suyun ısısını kendiniz ayarlayın. Bebeği yıka­yacağınız ortamın yaklaşık 22-33 derece olması­na Özen gösterin. Bebeğinizi altını açıp, soyun. Gözlerindeki çapakları, burnunu, boynunu sıcak suya batırılmış bir havlu ya da
ile sildik­ten sonra, yüzünü ve ensesini de temizleyin. Sonra kollarından kavrayarak küvet veya leğenin içine oturtun ve tutmaya devam ederek başı­nı yıkayın. Poposunu ve organını sıcak suya batırılmış pamukla temizleyin.
Havlusuna yatırıp sardıktan sonra kurulayıp, altını bağlayın.

Sudan Korkuyorsa?
Eğer bebeğiniz sudan korkuyorsa, onu sakın zorlamayın. Suya alışıncaya kadar, onu sıcak su­ya batırılmış bir havlu ile temizleyin. Tabii bu önerimiz, minik bebekler için geçerli. Bebeğiniz biraz büyükse fazla zorlamadan,
faslına birkaç gün ara vererek alıştırın. Bu arada günlük temizliğini, sabunlanmış ve sıcak suya batırılmış bir sünger ile yapın. sırasında ise çok az su kullanarak yıkayın. Eğer hala korkusu sürü­yorsa, oyunlar yaratın. Suyun içinde yüzen oyun­caklar işe yarayacaktır.

Gözleri yanmasın!
Bebeğin saçlarının yıkanması onunda hoşuna gidebilir, ancak gözlerine şampuan kaçmaması şartıyla. Ayrıca, bebeğinizin saçlarını yıpratma­mak için iyi bir şampuan seçmelisiniz. Eğer be­beğiniz başının yıkanmasından hoşlanmıyorsa, bir süre ara verip, tekrar deneyin. Hala saçının yıkanmasından rahatsız oluyorsa, elleriyle yüzü nü örtmesini öğreterek, gözlerini şampuandan korumasını sağlayabilirsiniz.

Bebeğiniz bakımı için
Ellerini ve parmaklarını sık sık temizleyin. Çünkü tırnaklar ve parmaklar, mikropların yer­leşmesi için ideal bir ortam oluştururlar.

Ayaklar
Bebeğiniz hareketlendiğinde ayakları hemen kirlenir ve çorabındaki iplikler parmak aralarına girer bu yüzden, ayak temizliğinde parmak ara­larını sakın unutmayın.

Popo
Bebeği yıkarken poposunun da yeterince te­mizlendiğinden emin olun sık sık altını kirleten bebeğin en temiz tutulması gereken bölgelerin­den biri de poposudur.

Ganital bölgeler
Önce ıslak bebek mendilleri ya da ıslatılmış bir pamukla bebeğin
bölgelerini temizle­yin. Erkek bebeklerde ise penisi hafifçe arkaya çekerek temizledikten sonra, testislerin arkasını iyice temizleyin.

Kulak ve kulak arkası
ın dış kısımlarını temizlemek için pa­muklu çubuk kullanın. Kulağın iç kısmını ise temizlemeye çalışmayın, zedeleyebilirsiniz. Kula­ğın içinde bulunan mumsu salgı, kendi kendine temizlenir. Kulak arkalarında kepeğimsi kabuk­lar oluşabilir. Bunları bebek yağı ile yumuşatıp ıslak pamukla temizleyebilirsiniz.

İlk 6 ayda emzirme bebekte hayati önem taşıyor

Yorumlar Kapalı

Araştırmalarıma göre; ülkemizdeki annelerin sadece yüzde 2′si 6 ay boyunca emziriyor. Dün­ya Sağlık Örgütü (WHO), bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne ü ile beslenmesini sağlıklı yaşam için şart koşuyor. Buna karşın ülkemizde hala ilk 6 ayda anne üyle beslenen oranı yüzde 2. Her yıl ekim ayının ilk haftasında WHO, “Dün­ya Emzirme Haftası’nı kutluyor. Hafta boyunca anne ünün için ne kadar yararlı olduğu, çeşitli etkinlikler düzenlenerek anlatılmaya çalı­şılıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan bil­giler arasında en acı verici olanı ise, her yıl isha­le yakalanan 3 bin 500 bebeğin yeterince anne ü almadığı için Ölüyor olması.

ülkemizde emzirmeyi teşvik etmek amacıyla kurulan Piyon Emzirme Çözümleri kurucusu Ar­zu üstündağ, 1980′li yıllardan itibaren bebeğini emziren anne sayısının giderek azaldığını belirt­ti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sadece 200 anneden birinde gerçekten salgılama so­rununun olduğunu ifade eden uzmanlar,
“Annelerimizin asıl sorunu kaygı. Bebeğin aç kaldığı kaygısı, annede üretimini sağlayan oksitosin hormonunun durmasına neden oluyor. Böylelikle anneler emzirmekten vazgeçebiliyor” diye konuştu.

İlk 6 ayda emziren anne oranı
(ÜNICEF İSTATİSTİKLERİ)
TÜRKİYE – %2
ARNAVUTLUK – %6
CEZAYİR – %13
ERMENİSTAN – %30
MISIR – %57
HIRTAVİSTAN – %23
NEPAL – %69
FİLİPİNLER – %37
MAKEDONYA – %37
DOĞU AVRUPA – %9
ABD – %8

Döllenme ve Suni Döllenmede Yenilikler

Döllenme:Dişi üreme hücresi yumurta ile erkek üreme hücresinin spermin
birleşmesine döllenme denir.
Döllenmenin gerçekleşmesi için kızlarda ovülasyon, erkeklerde ise meni üretiminin
başlaması gerekir. Bu da ergenlik döneminde gerçekleşir.
Ergenlik dönemi kızlarda 11-16, erkeklerde 12-18 yaşlarda olur. Bu dönemde her iki
cinste de cinsel organlar gelişir ve üreme fonksiyonlarını kazanır. Yani kızlarda ovülasyonla
birlikte adet kanaması, erkeklerde sperm üretimi ile meni boşalımı gerçekleşir. Cinsel ilişki
sonrası yumurtaya çok sayıda sperm ulaşsa da ancak bir tanesi döllenmeyi gerçekleştirir.
Menstrüasyon (Adet Kanaması-Regl):Adet kanaması bir çok hormonların ve kimyasal öğelerin etkileşmesi sonucu oluşan
kompleks bir olaydır. Beyinde bulunan hipofiz ve hipotalamus, yumurtalıkların ve uterusun hormonların karşılıklı etkileşmesi sonucu yumurtalıkların birinde bir yumurta olgunlaşır ve tüplere atılır. Bu olaya ovulasyon denir. Ovulasyon sonucu yumurta, bir sperm ile karşılaşırsa döllenme olur ve gebelik başlar. Eğer döllenme gerçekleşmediyse,
hormonların etkisiyle endometrium kalınlaşır, gebeliğe uygun hale gelir.Bir gebelik oluşmadığı zaman ,kalınlaşmış ve içersi kanla dolarak embriyoyu besleyecek duruma gelmiş olan endometrium tabakası ve yumurta hücresi parçalanarak belirli sürelerde vaginal kanama şeklinde dışarı atılır.Bu olaya menstrüasyon denir.
Bu durum ortalama 28 günde bir olur. Ancak bu süre 21-
35 gün arasında değişebilir. Her ay birkaç günlük değişiklikler
yaşanabilir. Menstrüasyon yaklaşık 4-6 gün sürer. Bireysel
özellikler, sosyo-psikolojik faktörler, beslenme, iklim gibi
faktörler adet süresini ve miktarını etkiler. Yumurtlama adetin
başlamasından iki hafta sonra yani ortalama adetin 14.günü
gerçekleşir. Menstrüasyon kızlarda 11-14 yaşlarında başlar ,
menapoza kadar devam eder. İlk kez adet görmeye menarş denir.
Suni Döllenme:Çocuk istemelerine ve bir yıllık düzenli cinsel yaşama ve gebeliği önleyen herhangi bir yöntem kullanmamalarına rağmen gebe kalmama durumuna kısırlık
(infertilite ) denir. Normal yolla bebek sahibi olmayan ve kısırlık durumu tespit edilen evli çiftlerin bebek sahibi olmak için başvurdukları yöntemlere suni döllenme denir. Kadın ve erkeğin tam bir tıbbi muayeneden geçtikten sonra kısırlık sebepleri tespit edilir ve suni
döllenme uygulanıp uygulanmayacağına karar verilir.
Kısırlık Nedenleri:
Erkeğe ait kısırlık nedenleri

 Spermlerin dörtte birinden fazlasının yapısının bozulması
 Peniste yapısal bozukluk varsa
 Sperm sayısı az ve hareketleri yetersizse
 İnmemiş testin sorunu varsa
 Erkek boşalmasında sorun varsa
 Testislerde yapısal ve fonksiyonel bozukluk varsa
 Psikolojik nedenler sebebiyle olabilir.
Kadına ait kısırlık nedenleri İç üreme organlarında anatomik ve fizyolojik bozukluk
 Vajinaya ait hastalıklar
 Uterusta şekil bozukluklukları
 Ovulasyonun olmayışı
 Fallop tüplerinin tıkalı veya dar olması
 Hormanal faktörler
 Rahim ağzı salgı bozuklukları
 Psikolojik faktörler
Normal yolla döllenmenin gerçekleşmediği kısırlık durumlarında ailelerin çocuk
sahibi olabilmesi için başvurulan yöntemler farklıdır. Doktorların önerisine göre aşağıdaki
yöntemlerden birisi uygulanır:
Süzme yöntemi:Kısırlık tedavisinde en çok uygulanan bir yöntemdir. Erkeklerde
sperm yetmezliği durumunda bu yönteme başvurulur. Erkekteki spermler incelenir, sağlıklı
ve hareketli olanlar diğerlerinden ayrılır. Steril bir biçimde kadının vajinasına şırınga edilir.
Hatta daha emin olmak için uterusa konulabilir. Yani spermler vajinanın asit ortamına
girmeden direkt olarak uterusa bırakılır.
Mikro enjeksiyon:İleri derecede erkek kısırlığında bu yönteme baş vurulur. Genelde
spermlerde döllenme yeteneği yoktur. Hem sayısı hem hareketliliği azdır. Bu yöntemde,
döllenmeyi gerçekleştirecek olgunluğa erişmiş yumurta toplanır. Sonra mikroskop altında
sperm bir pipete alınarak yumurtanın kabuğu delinip onun sitoplazmasına doğrudan enjekte
edilir. Döllenme laboratuarda izlenir
Bundan sonra oluşan embriyolardan 3-4 tanesi kadının rahmine yerleştirilir. Uzun, zahmetli ve pahalı bir tekniktir.
Kadın yumurtasını dondurma yöntemi: Kadının ovülasyon döneminden önce henüz
olgunlaşmamış olan yumurta hücresi ilaç kullanmadan, doğal bir yöntemle alınıp
laboratuarda olgunlaşması beklenir. Laboratuvarda olgunlaşan yumurta insan vücudu
dışında, yine laboratuvarda sperm ile döllendirilerek uteruse yerleştirilir.
Bir başka uygulama da, doğurganlık döneminde gebe kalıp doğum yapmaya ve bir
çocuk yetiştirmeye vakti olmayacağını düşünen kadınlar, emekli olduktan sonra
(doğurganlığın sona erdiği menapoz döneminde) annelik görevini en iyi şekilde
yapabileceklerine karar veriyorlar. Bu şekilde düşünen kadınlardan, gelecekte kullanılmak
üzere doğurganlık döneminde yumurta hücresi alınıyor. Laboratuarda olgunlaştıktan sonra
aşılanan ve embriyo dediğimiz gebelik ürünü dondurularak saklanıyor. Gelecekteki kısırlık
döneminde gebelik oluşumunu sağlayabiliyor.
Tüp Bebek:Bu yöntemde özel uygulamalarla (hormon ilaçları vb.) yumurtalıklar
içinde yumurtalar olgunlaştırılır ve toplanır. Bu yumurtalar ayrı ayrı özel ortamlara konulur.
Her birinin yanına erkekten alınan ve özel işlemlerden geçirilerek iyileri seçilen spermlerden
konulur. Laboratuarda bu yumurtaların döllenip döllenmediği takip edilir. Döllenen
yumurtalar belli bir olgunluğa ulaştığında 3-4 tanesi uterusa yerleştirilir 12 gün sonra gebelik
testi yapılır. Test pozitif çıkarsa gebelik takip edilir.

1.2. Genital Sistem

1.2. Genital Sistem ve Döllenme
Döllenmeden itibaren insan vücudu sürekli bir gelişim, değişim ve büyüme
geçirmektedir. Ergenlik döneminde özellikle bireyler üreme yeteneğine sahip olurlar. Üreme
olayının gerçekleşmesini sağlayan organlara genital organlar (üreme organları) denir.
Kadında ve erkekte genital organları, ayrı yapılara ve işlevlere sahiptir.
1.2.1. Kadın Genital Sistemi
Kadın üreme organları karnın alt kısmında yer alır ve pelvis (leğen kemiği) denilen
kemikli bir kafes tarafından korunur. Yapısı ve işlevleri nedeniyle iki bölüme ayrılır.
 Dış üreme organları
 İç üreme organları
1.2.1.1: Dış Üreme Organları
Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir devamıdır, kadın iç
genital organlarına giriş kapısını, bebeğin doğduğu “doğum kanalından” çıkış kapısını
oluştururlar. Dış genital organlara topluca vulva adı verilir
Vulva: Kadın dış genital bölgelerine karşıdan bakıldığında üstte “çatıyı” oluşturan
leğen kemiklerinin birbiriyle orta hatta birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarıklık olan pubis
tepesi, altta anüs ve yanlarda büyük dudaklar adı verilen yapılarca sınırlanan bölgedir.
Vulvanın en alt kısmına perine denir. Dış dudakların arkada birleştiği yerle anüs arasında
kalan bölgedir. Pubis tepesi, cilt ve altında yağ dokusu içerir. Üzeri kıllarla kaplıdır.
Vulvayı oluşturan yapılar şunlardır:
 Büyük dudaklar
 Küçük dudaklar
 Klitoris (Bızır)
 Vesitibul
 Kızlık zarı (Hymen)
 Bartholin bezleri
 İdrar deliği (Üretra ağzı)
Büyük dudaklar (Dış):Büyük dudaklar önde pubis tepesinde, arkada ise anüsün
hemen üstünde birleşirler. Döl yolu girişini sağlı sollu örten cilt kıvrımlarının dışta yer
alanlarıdır. Üzeri kıllarla kaplıdır ve cilt altında yağ dokusu içerir.
Küçük (İç) dudaklar: Büyük dudakların iç tarafında bulunur. Klitorisin üst kısmında
vagina girişinin altına uzanan kılsız, kıvrımlı yapılardır. İdrar deliği ve vajina girişinin
etrafını sararlar. Yağ dokusu içermez.
Klitoris: Erkekteki penis başının kadındaki karşılığıdır. Klitoris, pubis tepesi altında
yer alır. Üstte ve yanlarda iç dudaklarla çevrilidir. Klitorisin hemen altında idrar deliği ve
onun altında vagina girişi bulunur. Kadında cinsel uyarının başladığı organdır.
Uyarıldığında, kan hücumu sonucu erkeğin penisi gibi sertleşebilme özelliğine sahiptir.
Vestibul: Küçük dudakların arasındaki açıklığa denir. Üretra deliği ve vajina girişi bu
bölgededir.
Kızlık zarı (hymen) : Vajina ağzında 0,5-1 cm içerde ince zar şeklinde bir organdır.
İnce olmasına karşın esnektir. Biçimi ve esnekliği kişiden kişiye farklılıklar gösterir, kan
damarları bakımından zengindir. Genellikle ilk cinsel ilişki esnasında hafif bir kanamayla
yırtılır. Adet kanamasının dışarı atılması için açıklıkları (delikleri) vardır.
Bartholin bezleri: Diş genital bölgenin kurumasını önleyerek cinsel ilişkide gerekli
kayganlaşmayı sağlar. Vajina girişinin yakınında sağlı sollu yer alır.
İdrar deliği (üretra ağzı):
1.2.1.2. İç Üreme Organları:
 Vagina ( dölyolu ) hazne :
 Uterus ( rahim , döl yatağı )
 Fallop tüpleri (yumurta kanalı)
 Overler ( yumurtalık )
Vajina: Dış üreme organlarından başlar, uterusun serviks bölümüne kadar uzanır. 8-
10 cm uzunluğunda, 4 cm eninde esnek kaslardan yapılmış bir kanaldır. Vajinanın iç yüzeyi,
epitel hücreleri ile kaplıdır. Asidik bir ortamı vardır. Asidik sıvının mikrop öldürücü etkisi
vardır.. 3 önemli görevi vardır:
1-Cinsel birleşmeye yardım eder.
2-Uterustan gelen regl kanının dışarı atılmasını sağlar.
3-Doğumda, bebeğin dışarı atıldığı doğum kanalının son kısmıdır
Uterus (rahim, dölyatağı):Karın boşluğunun alt orta kısmında mesanenin arkasında,
rektumun önünde , 7-8 cm uzunluğunda, 5 cm eninde , 2-2,5 cm kalınlığında, kaslardan
yapılmış esnek bir organdır. Ağırlığı yaklaşık 60 gr dır. Ters çevrilip bakıldığında içi boş
armut şeklindedir. Uterusun alt bölümündeki dar kısma serviks (rahim ağzı) , tepe kısmına
fundus, gövde boşluğuna korpus denir. Uterusun sağ ve sol üst kısmında fallop tüpleri
dediğimiz iki kanal bulunur. Bu kanallar yumurtalıklara kadar uzanır.
Uterusun üçgen biçiminde olan iç boşluğunu, endometrium adı verilen ince bir zar
tabakayı örter. Gebelik olmadığı zaman her ay endometrium kazınarak dışarı atılır. Buna
menstrüasyon ( adet kanaması ) denir. Gebelik oluştuğu zaman zigot , tüplerden gelip buraya
yerleşir. Yaklaşık 40 hafta burada yerleşimini sürdürür.
Uterusun asıl işlevi bebeğe anne karnında yaşam ortamı sağlamaktır. Gebelik boyunca
bebeğin gelişimine paralel olarak büyüyen uterus , gebeliğin sonlarında hemen hemen bütün karın boşluğunu doldurur. Yaklaşık 3-3,5 kg bebeği taşıyabilecek şekilde büyür. Doğuma
yakın ağırlığı bir kg’a ulaşır. Doğumdan 10 gün sonra eski halini alır.
Fallop tüpleri:Uterusun sağ , sol köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan 11-12 cm
uzunluğunda kastan yapılmış, iki adet çok ince borulardır. İç yüzleri salgı yapan ve bir kısmı
tüylü olan hücrelerle kaplıdır. Bu tüplerin yumurtalıklara bakan uçları serbest olup ,
yumurtalığın üst kısmını saran saçak biçiminde uzantılar (fimbrialar) şeklindedir. Bu saçaksı
uçlar overlerden her ay çıkan yumurtayı (ovum) parmaksı hareketlerle alır ve tüpe atar.
Tüplerin içindeki salgı ve tüyler yumurtayı uterusa taşır. Bu sırada cinsel birleşme olmuşsa
yumurta ve sperm tüplerde karşılaşır ve döllenme burada gerçekleşir. Döllenen yumurta,
tüplerin kasılma hareketleri sonucu uterus boşluğuna gelir.
Overler (yumurtalık):Karın boşluğunda, uterusun her iki yanında tüplerin saçaksı
uçlarına yakındır. 3-5 cm uzunluğunda 2-3 cm genişliğinde 0,5-1,5 cm kalınlığında, ortalama
ağırlığı 4-6 gramdır. Beyaz sedef görünümünde, badem şeklindedir.
Her kız çocuğu yumurtalıklarında binlerce yumurta hücresi ile doğar. Ergenlik dönemi ile beraber yumurtalıklarda her ay bir yumurta (ovum) hücresi gelişir, olgunlaşır ve kanallara atılır. Bu olaya ovülasyon denir.
Yumurtalıkların iki önemli görevi vardır:
 Ovulasyon (yumurtlama)
 Kadın hormonlarını salgılamak (ostrojen-progesteron)
Bu hormonlar, adet düzeninin ve kadınlık özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlar.
1.2.2. Erkek Genital Sistemi
Erkek üreme organları spermin üretildiği ve onun taşınmasını sağlayan meninin
salgılandığı organlardır. Bunlar;
 Penis (kamış)
 Testisler (erbezleri-hayalar)
 Testis kapsülleri
 Üretra
 Prostat bezi
Penis ve testisler vücudun dışında, diğerleri ise içerdedir
Penis: Erkek cinsel organıdır. Penis erişkin bir erkekte 5-9 cm uzunluğunda, 3-5 cm
çapında silindir şeklinde bir organdır. Cinsel uyarılara bağlı olarak sertleştiğinde boyu
yaklaşık iki kat uzar ve çapı artar. Boyutlarındaki artışın sebebi, iç yapısında bulunan boşluk
ve gözeneklerin içinin kan ile dolmasıdır. Uyaran bittiğinde penis kısa sürede eski
boyutlarına geri döner.
Penisin görevleri:
 Spermi taşıyan meni sıvısı, penis içindeki kanaldan geçerek dışarı atılır.
 İdrar torbasında (mesane) başlayan ve idrarın, dışarı atılmasını sağlayan kanal
(üretra) penisten geçer.
 Cinsel birleşme anında kadın üreme organı olan vajinaya girerek meniyi rahimağzına boşaltır.
Testisler: Her erkekte iki adet olan testisler erkeğin üreme fonksiyonunu yapan salgı
bezleridir. Penisin altında yer alan ve skrotum adı verilen bir torba içindedir. Sıkma, basınç
ve vurmaya karşı çok hassastır. Testisler kan damarları ile karına bağlıdır. Böylece beslenmeleri gerçekleşir
Testislerin iki önemli işlevi vardır:
 Sperm (erkek üreme hücresi) yapmak
 Erkeklik hormonu (testesteron) yapmak
Testis kapsülleri (epididim):
Testislerde sürekli olarak oluşan spermler testislerin üst kapsül kısmında toplanırlar.
Spermler bu kapsül içinde hareket etme ve döllenme yeteneklerini kazanırlar.Testis
kapsüllerinde depo edilen spermler boyu 40 cm olan sperm kanalı ile sperm keseciklerine
gelir ve burada birikir. Sperm kesecikleri karın boşluğunda, mesanenin arka ve alt kısmında
bulunan iki adet bezdir. Bu keseler spermleri besleyen , hareket etmelerini sağlayan bir sıvı
salgılar ve biriktirir.Keseciklerde biriken spermler idrar borusuna gider.İdrar borusu
mesaneden penisin ucuna kadar uzanır.Bu boru hem idrarın hem meninin dışarı akmasını
sağlar.Sperm keseciklerinin iki önemli görevi vardır:
 Oraya gelen spermleri depo etmek
 Özel bir sıvı salgılayarak spermlerin olgunlaşmasını sağlamak.
Prostat bezi:Mesanenin hemen altında idrar borusunu sarmış durumda olan salgı
bezidir.Kestaneye benzer.Bu bezden salgılanan salgı, spermlerin içinde yüzdüğü sıvıdır.
Sperm ve prostat sıvısı karışımına meni denir. Meni beyaz renklidir ve kendine özgü bir
kokusu vardır.Meni, spermlerin serbest hareket etmesini sağlar.
Üretra:Mesaneden penisin ucuna kadar uzanan kanaldır.Ortalama 15-20 cm’dir.Bu
kanal hem idrarın hem de ereksiyon durumundayken meninin dışarı atılmasını
sağlar.Spermler testislerde oluşur. Olgunlaşıp, hareket etme ve döllenme görevlerini
yapabilmeleri ise testis kapsülleri, sperm kanalları aracılığıyla sperm kesecikleri ve prostat
bezi salgıları sayesinde sağlanır.

Toplumumuzda Anne Çocuk Sağlığına Verilen Önem

Anne ve çocuk sağlığı toplum için vazgeçilmez bir unsurdur. Ülkemiz, nüfusu hızla
artan ülkeler arasındadır. Genç nüfus yapısına sahip olan ülkemizde nüfusun % 60’ını anne
ve çocuk grubu oluşturmaktadır. En fazla sağlık sorunu da bu grupta yaşanmaktadır. Bebek
ve 5-6 yaş ölüm hızı ile anne ölüm hızının yüksek oranda olması bunu göstermektedir. Anneçocuk
ölümlerinin bu kadar yüksek olmasının başlıca nedenleri sık ve çok erken yaşta
doğumlar, enfeksiyon hastalıkları, yetersiz beslenme ve yetersiz eğitimdir.
Ülkemizde anne ve çocuk sağlığı alanında hizmet veren öncü kurumlar, Sağlık
ocakları, sağlık evleri, anne çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerin ilgili
bölümleridir. Bu merkezlerde düzenli aralıklarla gebelerin sağlık kontrolleri yapılmakta,
gebelikten korunma yöntemleri konusunda danışmanlık ve uygulama gibi hizmetler
sunulmaktadır. Doğumdan itibaren çocukların gelişimi takip edilmekte ve aşıları
yapılmaktadır. Üreme sağlığı hizmetleri de anne-çocuk sağlığı ve aile planlaması
merkezlerinde yürütülmektedir. Üreme hizmetleri sağlığı hizmetleri, üreme sağlığı
sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olma durumuna katkıda bulunan
yöntem, teknik ve hizmetler dizisi olarak tanımlanmaktadır.

1. ANNE VE ÇOCUK SAĞLIĞI

1.1. Sağlık
1.1.1. Sağlığın Önemi

İnsanın ruhen, bedenen, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik içinde olması haline
sağlık denir. Sağlıklı bireyler sağlıklı toplumlardan oluşur. Toplumu oluşturan bireylerin
sağlığı, toplumun güvencesi ve geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Birey olarak
düşünürsek; ruhsal ve bedensel açıdan sağlıklı olmayan kişiler, ne insan olarak görevlerini
yapabilirler ne de kendilerine ve çevrelerine yararlı olabilirler. Sağlıksız olmak onları mutsuz
eder. Ayrıca aile ve toplum bütçesine ekonomik olarak büyük bir yük oluştururlar.
Toplumu oluşturan insanların sağlık düzeyi, ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirleyen
en önemli göstergelerdendir. İnsan sağlığına önem veren ülkeler; sağlık konusunda değişik
programlar hazırlayıp mevcut kaynaklarını en iyi şekilde kullanarak bu programlarını uygulamaya çalışmaktadırlar. Ülkemizde de sağlık hizmetlerinden herkesin yeterince
yararlanabilmesi için koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinde çeşitli çalışmalar
yapılmakta ve sağlık sorunlarımızı en aza indirmek için programlar uygulanmaktadır. Bu
programlar aşılama, ishal ve solunum yolu hastalıklarının önlenmesi emzirmenin teşvik
edilmesi, büyümenin izlenmesi, beslenme, üreme sağlığı, doğum öncesi ve doğum sonrası
bakım ve güvenli annelik gibi programlardır.

Beden Sağlığını Bozan ve Hastalığa Neden Olan Etkenler

1.2.1. Kalıtımla ilgili nedenler
Kalıtım, kişinin anne-babasından genler yoluyla aldığı özelliklerdir. Kromozomları
oluşturan genler, organizmanın bütün özelliklerinin ve yapısının ortaya çıkışını düzenler: Saç
rengi, göz rengi gibi fiziki özellikler kadar genetik, metabolizma ve hormonal hastalıklar da
kalıtım yoluyla anne-babadan genler aracılığıyla çocuklara aktarılır.
Genetik hastalıklar; hemofili mongolizm vb.
Metabolizma hastalıkları; şeker hastalığı, hipertansiyon, fenilketenüri, bazı kan
hastalıkları (akdeniz anemisi) vb.
Hormonal hastalıklar; devlik, cücelik, hipertroidizm
Son yıllarda hastalıkların tedavisinde kalıcı olarak ilaç tedavisi yerine gen tedavisi
düşünülmektedir. Çünkü ilaçla geçici tedavi elde edilir. Ancak genlerde yapılacak
değişikliğin geri dönüşü yoktur. Böyle bir tedavi beklenmeyen, istenmeyen sonuçlar da
doğurabilir.
1.2.2. Çevre ile İlgili Nedenler
İnsan, çevresi ile bir bütündür. Çevre koşullarının iyiliği ya da bozukluğu orada
yaşayan insanların sağlıklarını etkiler. Çevredeki olumsuzluklar (hava, su kirliliği, gürültü,
stres vb.)bireye ne kadar yakın ise bireyin sağlığı da o ölçüde bu olumsuzluklardan etkilenir.
Fiziki çevrenin bütün öğeleri insan sağlığını etkilemektedir. Çevredeki havalandırma,
ısınma, aydınlanma, temiz suyun temini, pis suyun ve çöplerin uzaklaştırılması, gürültü, iş
ortamı insan sağlığını ayrı ayrı etkileyen etmenlerdir.
İnsanların sağlığına çevrenin etkisi, döllenmeden itibaren başlar, ölünceye kadar
devam eder.
Sağlığa etki eden çevresel etmenler şöyle sıralanabilir.
1.2.2.1. Mikrop ve Parazitler
Mikroplar; mikroskopla görülen, tek hücreli canlılardır. Virüs, bakteri, mantar gibi
çeşitleri vardır. Bazı bakteriler, yoğurdun yapılmasından ve bağırsaklarda bazı vitaminlerin
sentezinde etkendir. Bazıları da insan vücudunda çoğalarak tifo, kolera, kızamık, kabakulak
gibi bulaşıcı hastalıklara sebep olurlar. Hastalık nedeni olan mikroplar, vücuda solunum
(hava), sindirim ve deri yoluyla girer.
İnsan vücudunda çoğu kez bağırsaklarda yaşayan ve besinlerini insandan alan
organizmalara parazit denir. Mantarlar, kıl kurdu, şerit, solucan, tenya gibi parazitler
insanların besinlerine ortak olduğu için onların zayıflamalarına, halsizlik ve kansızlığa neden
olurlar. Parazitler vücuda ağızdan veya deri yoluyla girerek bağırsaklara yerleşirler.
Bir de hastalıkların insanlara bulaşmasında rol oynayan faktörler vardır. Bunlar
sivrisinek, tahtakurusu, pire, bit, kene gibi canlılardır. Sivrisinekler sıtma hastalığını, fare ve
sıçanlar vebayı, bitler tifüs hastalığını insanlara taşırlar ve olumsuz sağlık şartlarında
salgınlara ve ölümlere neden olurlar.
1.2.2.2.Yetersiz ve Dengesiz Beslenme
Sağlıklı olmanın ön koşulu yeterli ve dengeli beslenmedir. Beslenmenin yeterli ve
dengeli olabilmesi için ihtiyaç duyulan kalite ve miktarlarda, düzenli olarak besin
maddelerinin vücuda alınması gereklidir. Yetersiz ve dengesiz beslenme durumu; vücudun
günlük işlerini yerine getirememesi, büyüme ve gelişmede gerilik, mikroplara karşı
direncinin kırılması sonucu hastalık hâliyle sonuçlanır. Beriberi, marasmus, raşitizm,
kuvaşiorkor, skorbüt vb. yetersiz ve dengesiz beslenmenin neden olduğu hastalıklardır. İshal,
verem, kızamık gibi bazı hastalıkların yerleşmesinde ve iyileşmesinde beslenme önemli rol
oynar.
1.2.2.3. Düzensiz Uyku ve Yorgunluk
Uyku, beslenme kadar önemlidir. Çocuğun sağlıklı gelişebilmesi için yeterice uyuması
gereklidir. Bazı hormonların salgısı uyurken artar, bazıları da uyurken azalır. Örneğin;
büyüme hormonunun salgılanması uykuda artar, bu nedenle uyku büyümede önemli rol
oynar. Çocuklarda uyku gereksinimi farklıdır. Yeni doğanlar, beslenme ve alt temizliği
zamanları dışında günün hepsini uyuyarak geçirirler.9. aydan 3 yaşına kadar ortalama 11-12
saat gece,2-3 saat de gündüz uyurlar. Yetişkinlerin ise günde 8 saat uyuması gerekir. Çocuk
büyüdükçe uyku süresi azalır. Böylece çocuğun doğal direnci artar, hastalıklara karşı güçlü
olur. Yeterince uyumayan çocuklar, huysuz, hırçın, neşesiz ve iştahsızdır. Hastalıklara daha
kolay yakalanır. Uyku, dinlenme için en iyi yoludur. Dinlenme ile vücut zindelik kazanır.
İnsanın sevdiği, hoşlandığı hobilerinin olması ve bu hobilere zaman ayırması dinlenmesini
sağlayabilir Örneğin zihinsel yorgunluk; hafif bedensel hareketleri gerektiren bahçede
çiçeklerle uğraşma, sportif koşu ya da yürüyüşlerle atılabilir.
Vücudun sürekli yoğun tempoda çalışması, düzensiz ve az uyku, sinir sisteminin ve
duyu organlarının fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Dikkati ve iş verimini azaltır, vücut
direncini düşürür.Sonuçta hastalıklara zemin hazırlar.
1.2.2.4. Duygusal Nedenler
Kişinin ailesi, eşi , çocukları,yakın çevresi ve kendisiyle ilgili duygusal problemleri
varsa bunlar beden sağlığına da olumsuz etki eder. Çocuklarda duygusal gelişim; güven
duygusu eksikliği, anne-baba ölümü, anne babanın ayrılması,kardeş kıskançlığı, yetişkinlerle
sağlıklı iletişimin kurulamaması gibi nedenlerden çok etkilenir.Bunların sonucu ortaya çıkan
iştahsızlık,huzursuzluk,isteksizlik,mutsuzluk gibi durumlar bağışıklık sistemini de
bozar.Hastalıkların oluşmasına sebep olabilir.Bu durumlar hastalığa yakalanmayı
kolaylaştırdığı gibi hastalığın uzun sürmesine de neden olur.
1.2.2.5. Mesleki Nedenler
Bireyin sahip olduğu meslek ve mesleğinin gerektirdiği şartlar, beden sağlığını olumlu
ya da olumsuz etkiler. Mesleğin gerektirdiği sağlıksız iş ortamı, iş arkadaşlarıyla olan
olumsuz ilişkiler, stres ve yorgunluklar insan sağlığını olumsuz etkilerken gelecek
güvencesi, işe göre tatmin edici ücret, ilgi ve yeteneklere uygun işte çalışma, insan sağlığını
özellikle ruhsal açıdan olumlu etkiler.
Çalıştığımız meslekler bazı hastalıklara neden olabilmektedir. Örneğin öğretmen ve
hemşirelerde fazla ayakta kalmaya bağlı olarak varis ve hemoroit oluşabilmektedir. Kömür
ocaklarında çalışanların büyük çoğunluğunda solunum sistemi hastalıkları görülebilmektedir.
Ya da çalışılan ortamlarda kullanılan çeşitli kesici makinelerin meydana getirdiği çeşitli
kazalar ve dolayısıyla ortaya çıkan hastalıklar, meslek hastalıkları olarak adlandırılmaktadır.
1.2.2.6. Kazalar
Kazalar, aniden ortaya çıkan ve organizmada hasarlara yol açan olaylardır. Bu olaylar
sonucunda bireyler hem bedensel hem de maddi manevi kayıplara (sakatlıklar, yaralanmalar
ve ölümler gibi) uğrayabilirler.
0–2 yaş çocuklarında görülen kazalar, genellikle ev içinde olan kazalardır. Çarpma,
düşme kesikler, yanmalar, prizlerden elektrik çarpmaları, zehirlenmeler vb.dir. Bu
kazalardan çocuklarımızı korumak için dikkatli ve duyarlı olmak, kurallara uygun
davranmak gerekir.İlk yardım tedbirlerinin bilinip uygulanması da özellikle insan sağlığı
açısından hasarların azalmasında önemli rol oynar.
1.2.2.7. Sigara, Alkol ve Uyuşturucular
Sigara, alkol ve uyuşturucular insan sağlığını bozan etmenlerin başında gelir. Bu
maddelerin kullanım miktarı, süresi ve sıklığı önemlidir.Miktar, sıklık ve süre arttıkça
vücutta oluşturduğu hasar da artar.Özellikle bazı hastalıkların (kalp-damar
hastalıkları,akciğer hastalıkları,kanser vb.)oluşmasına ve çabuk ilerlemesine yol açabilirler.
Yetişkinlerin sigarayı bebeklerin ve çocukların yanlarında içmeleri onların sağlığını
olumsuz etkiler. Pasif içici durumunda olanlar, en az içenler kadar zarar görürler.

Çocuk Hastalıkları

1. HASTALIK
1.1. Tanımı ve Belirtileri

Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı;”Yalnız sakatlık ve hastalığın olmayışı değil bedenen
ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinin bulunması” olarak tanımlamaktadır. Hastalık
ise sağlığın zıddı bir kavramdır. İnsan vücudunun çeşitli nedenlerle bedensel, sosyal ve
ruhsal yönden dengesinin bozulmasına hastalık denir. Hastalık; kişiyi rahatsız eden, normal
olmayan ve kendi bedeninden kaynaklanan uyarımların oluştuğu bir durumdur. Diğer bir
deyişle, sağlığın bozulmasıdır. Hastalık vücutta hücre ve organlarda yapısal ve fonksiyonel
değişimler yapar.
Hastalık Belirtileri; kendileri tek başlarına hastalık olmayan; ancak hastalık
durumunda birkaçı bir arada görülen, insanı rahatsız eden olumsuzluklardır .Bu belirtilerin
izlenmesi, hastalık teşhisinde önemli rol oynar.
Her hastalığın kendine özgü belirtileri vardır. Ancak genelde tüm hastalıklarda ortak görülen
belirtiler şunlardır:
1.1.1. Ateş
Hastalığa karşı vücudun göstermiş olduğu bir tepkidir. Normal kabul edilen 36-37,5
derece arasındaki vücut ısısının yükselmesine ateş denir.Vücut ısısının normalin üzerine
çıkması, genellikle bir enfeksiyonun oluşuna bağlıdır.Ateşi olan çocuğun vücudu sıcak,rengi
soluktur.Genellikle titrer.Çocuk ateşlendiği zaman alnı, koltuk altı ve kasıkları ıslak bezlerle
silinmeli ya da ılık suyla banyo yaptırılmalıdır.Gerekirse banyo işlemi, gün içinde birkaç kez
tekrarlanmalıdır.Ateşi olan çocuk üşüdüğü için üstü kalın örtülerle örtülmemelidir.Üzerine
de ince giysiler giydirilmelidir.Bol içecek ve sıvı gıdalar verilmelidir.Doktora götürülüp
ateşinin neden kaynaklandığının sebebi araştırılmalıdır.
Çocuklarda ateş (vücut ısısı) üç şekilde ölçülür:
Ø Ağızdan (dil altından)
Ø Koltuk altından
Ø Makattan
Vücut ısısı büyüklerde koltuk altı ve dilaltından, bebeklerde makattan veya koltuk
altından ölçülebilir. Makattan ve dilaltından ateş ölçümlerinde ısı, koltuk altı ısısından bir
derece yüksektir.
Ateş, derece ile ölçülür. Ateş ölçmeden önce derece iyice
sallanır. Derecenin cıvalı ucu koltuk altına yerleştirilir. Koltuk
altı kuru olmalıdır. Çocuğun kolu, derece yerinden düşmeyecek şekilde vücuduna bitişik
olarak 3-5 dakika tutulur. Sonra derece çıkartılıp okunur.
Dilaltından ölçülecekse aynı şekilde derecenin cıvalı ucu, dilaltına
konulup çocuğun ağzını 3 dakika kapalı tutması istenir.
Ateş, makattan ölçülecekse çocuk belden aşağısı çıplak olarak sırtüstü
yatırılır. İki bacağı, bir elle tutularak hafifçe yukarı kaldırılır. Derecenin
cıvalı ucu, makattan 1-2 cm içeri sokulur. 1-2 dakika beklenir. Sonra derece
çıkartılıp okunur. Bu ölçümler, belirli aralıklarla tekrarlanmalı ve not
edilmelidir.
Resim1. Derece
Çocuğun ateşi, 39 derecenin üstüne çıkıyorsa; yüksek ateş, havaleye sebep
olabileceğinden vakit geçirmeden doktora götürülmelidir.Cıvalı termometreler yerine son
yıllarda dijital termometreler yaygın olarak kullanılmaktadır.Kulaktan ölçen dereceler de
mevcuttur.Ancak pahalı olduğu için kullanımı çok yaygınlaşmamıştır.
1.1.2. Kusma
Mide içeriğinin, istek dışı olarak ağızdan gelmesidir. Bebek beslendikten kısa bir süre
sonra bu durum yenilenlerin geri gelmesidir, kusma olarak değerlendirilmez Gaz çıkarırken
yediklerinin bir kısmı ağızdan gelebilir, bu durum beslenirken hava yutması sonucu olur.
Kusma tek başına da hastalık belirtisi olabilir. Kusma devamlı ve kokulu ise ishal ve
ateş de beraberinde var ise bir hastalık olabileceği düşünülerek doktora başvurulmalıdır.
Bazı ateşli hastalıklar, fazla beslenme, boğmaca, mide ve solunum yolu
rahatsızlıkları,düşmeler sonucu beyin sarsıntıları ve psikolojik nedenlerle kusma görülebilir.
1.1.3. İshal
Dışkının sulu ve normalden daha sık olmasıdır. İshal; sindirim sistemi
hastalıkları,idrar yolu enfeksiyonları ,beslenme bozuklukları ve bulaşıcı hastalıkların bir
belirtisi olabilir.İshalde fazla beklemeden doktora başvurulmalıdır.
1.1.4. Karın AğrısıFiziksel ya da psikolojik olabilir. Çoğu karın ağrıları, hiçbir tedavi gerektirmeden
kendiliğinden geçer.
Karın ağrısı, sindirim sistemi hastalıklarında görülen bir belirtidir. Kusma, ishal ve
ateşle birlikte olabileceği gibi tek başına da olabilir.
Karın ağrısına; bağırsak parazitleri, bağırsak düğümlenmesi, besin zehirlenmeleri,
mide hastalıkları ve apandisit sebep olabilir.
Şekil: 1: Çocuklarda karın ağrısı bir hastalık belirtisi olabilir.
1.1.5. İştahsızlık
Alınması gereken besin miktarının az alınması durumudur. Çocuklarda iştah, vücudun
enerji gereksinimine bağlıdır. Çocuklar hareketli oldukları zamanda çok yerler; az enerji sarf
ettikleri zamanlarda ise iştahsız olurlar. Bazı çocuklar diğerlerine kıyasla yediklerini daha az
yakar. İştahsızlıkla birlikte çocukta sağlıksız bir görünüm gözleniyorsa ve yaşıtlarının
gelişim olarak gerisinde kalıyorsa bunun nedenleri araştırılmalıdır.
Ateşli hastalıklar, karaciğer enfeksiyonları, boğaz ağrısı, idrar yolu enfeksiyonları,
fazla şekerli gıdalar yeme, gereğinden fazla süt içme, ek besinlerine zamanında başlamama,
düzensiz yemek yedirme ve annenin fazla ısrarcı olması vb. durumlarda iştahsızlık gözlenir.
Nedeninin belirlenmesi ile sorun çözülebilir.
1.1.6. Öksürük
Vücudun bir tür savunma mekanizmasıdır. Solunum sitemi hastalıklarında görülen bir
belirtidir. Boğaz ve ciğerlerdeki bir tahriş ya da sıkışma sonucu görülen normal bir tepkidir.
Öksürük bir nezle belirtisi olduğu gibi boğmaca, kızamık, grip, verem, bronşit,
zatürree gibi hastalıkların belirtisi de olabilir. Sigara dumanı, boğaza yabancı cisim kaçması
durumlarında da görülebilir. Eğer öksürük, nefes almayı zorlaştırıyor ve dudak kenarlarında
morarmaya neden oluyorsa önemli bir sağlık sorunudur, hemen doktora başvurulmalıdır.
1.1.7. Döküntüler
Bazı hastalıklarda (kızıl, kızamık gibi) vücut üzerinde döküntüler görülebilir.
Döküntülerin oluş şekli, hastalığa göre değişiklik gösterir. Döküntü bazen de deriye temas
eden herhangi bir şeye alerjiyi ya da vücudun tahriş edici bir kimyasal maddeye tepkisi
gösterebilir.Bu belirtilerin dışında halsizlik, burun akıntısı, yorgunluk, durgunluk, renk
solukluğu ve çeşitli ağrılar da hastalıkların belirtileri olarak görülür.


  • Aşk Fm Dinle islami sohbet Film izle Sohbet chat sohbet Chat mynet Chat mirc sohbet mirc indir Sohbet Odaları