Eğitimde “Okul – Aile” İşbirliğinin Önemi

Yorumlar Kapalı

Toplumlar, eğitim sürecinin amaçlarını ve içeriğini belirleyerek, insanlara birlikte yaşamanın gerektirdiği toplum bilincini kazandırmak ve istenen özelliklere sahip insanları yetiştirme olanağı yaratmak amacıyla sürekli çaba göstermektedirler. Bu anlamda istendik bireyler yetiştirebilmek için, eğitim sistemi kullanılmaktadır. Eğitim sisteminin amaçlarının gerçekleşmesine katkı koyan en önemli öğelerden biri de okullardır. Okullar, bireylerin belli yaş dönemlerinde gösterdikleri ortak davranış özelliklerine uygun olarak düzenlenmiş eğitim programları ve öğretim yöntemleri ile insan gelişimine katkı koyan kurumlardır. Aileler ise, eğitim sisteminin şekillendirmeye çalıştığı bireylerin kardeşi, anne ve babası ile oluşturduğu toplum içindeki en küçük sosyal kurumlardır. Bu nedenle, bireylerin tutum ve değerlerinin oluşmasında birincil etkileşimi sağlaması bakımından aileler ayrı bir öneme sahiptirler. Ayrıca belirtmekte yarar vardır ki, okulların üstlenmiş olduğu görevleri sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi adına ailelerin katkısına ihtiyaç vardır.

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi, okul ve aile; eğitim-öğretim aşamalarında birbirlerinden ayrılmaz iki sosyal kurum olduğundan, çocukların ve gençlerin gelişimi için en önemli etkenlerin başında gelmektedirler. Çocuklar ve gençler zamanlarının bir kısmını aile içinde ve diğer bir kısmını da okulda geçirdiklerinden, olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılması gerektiğinde, her iki kurum da bir arada ele alınmalıdır.
Çocukların sosyal anlamda etkilendikleri kurumların başında aile, ondan sonra ise okul gelmektedir. Aile içindeki sosyal tutum ve paylaşım okul ortamına uyumlu ise, genelde çocuğun gelişiminde sorun yaşanmamaktadır. Fakat her iki kurumun çocuğa yansıttığı olgular farklılık gösteriyorsa çocuğun okul hayatında başarısızlık gözlemlenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle uzmanlar, çocukların okul hayatındaki başarısızlıklarının nedenlerini araştırmak için, çocuk ve ebeveynler ile birebir görüşerek sorunun nereden kaynaklandığına ve özellikle aile ortamı içinde bilerek ya da bilinmeyerek çocuğu etkileyen unsurun var olup olmadığına bakmaktadırlar. Son yıllarda okullarda psikolojik danışman ve rehber öğretmen danışmanlığına fazlası ile önem verilmesinin nedeni de budur.
Okul-aile iş birliği, öğrenci başarısının artması, katılım, güdülenme, kendine güven ve davranışların değişmesini sağlamaktadır. Ayrıca aile katılımı, çocukların okul ve öğretmenlere ilişkin olumlu tutumlar geliştirilmesi bakımından da çok önemlidir. Bu nedenle, okul-aile işbirliği sağlıklı olan okullarda, okulun üstlendiği görevi yerine getirmesi daha kolay olacaktır. Tabiî ki bu anlatılanların uygulanabilir olabilmesi için, ailelerin okul ile barışık olması ve sürekli okul ve öğretmenler ile işbirliği içinde olması gerekmektedir.
Ailelerin okul etkinliklerine katılımını ve işbirliği sürecini engelleyen başlıca faktörler:
1) Ana- babaların kendi okul yaşantılarının olumsuzluğu: Birçok ana- babanın olumsuz okul yaşantısına sahip olmaları, okula karşı olumsuz tutumlar geliştirmelerine yol açmaktadır.
2) Ailelerin ekonomik sorunları: Çoğu zaman ailelerin okula çağrılma nedenleri, kendilerinden ekonomik katkılar istenmesidir. Ekonomik sıkıntılar ailelerin okul etkinliklerine katılımında gönülsüz davranmalarına yol açmaktadır.
3) Ailelerin okula ayırabilecekleri zamanın kısıtlı olması.
4) Ailelerin eğitim düzeyinin düşük olması.
5) Öğretmenlerin olumsuz tutumları: Öğretmenlerin sahip olduğu, ailelerin okula katılımı için zamanlarının olmadığı ve bu tür etkinliklere yeterince ilgi duymadıkları şeklindeki algılar, okul-aile iş birliğinin en önemli engellerindendir. Oysa aileler, okula nasıl katkıda bulunabilecekleri konusunda öğretmenlerin yol göstermelerini ve kendilerini somut olarak yönlendirmelerini beklemektedirler.
6) Ev ve okul kültürünün farklı olması.
Okul ile aileler arasında iletişim kurulması aşağıdaki yollarla sağlanabilir:
1) Veli-öğretmen-öğrenci toplantıları: Ortak katılımı sağlayan bir program hazırlanarak velilere bildirilmelidir.
2) Karneler: Veliler çocuğun ev ödevi yapma isteği, okuma sevgisi, televizyon izleme alışkanlığı, öğrenmeye karşı tutumu ve evdeki durumu hakkında karne doldurmalıdır.

3) Okul gazeteleri: Okul, gazete çıkarmalı ve ev ödevleri konusunda ipuçları, katılmak istedikleri aile içi etkinlikler ve yaptıkları eğitimsel geziler gibi konularda velilerden yazılar istemelidir.
4) Kutlama kartları: Çocuğun özel başarı ve davranışlarını kutlama amacıyla öğretmen ve veliler birbirlerine karşılıklı olarak kutlama kartları göndermelidir.
5) Veli-Öğretmen görüşmesi: Veli-öğretmen görüşmeleri en az haftada bir olacak şekilde gerçekleştirilmelidir.
6) Veli panosu: Özellikle veliler için, okulun ana girişine bir ilan tahtası asılmalıdır. Veliler yapılmasını istedikleri etkinlikleri bu panoya asarak okul etkinliklerine katkı koymalıdırlar.
7) Velileri bilgilendirme: Çocuğun okulda ne öğrendiği ile ilgili meraklarını gidermek için işlenene konular, haftalık programlar velilere gönderilmelidir.
8) Not tutma ve ödev kontrol defteri: Her öğrencinin, derste not tutup tutmadığı, günlük ödevleri yapıp yapmadığı ailesine her hafta sonu bildirilmelidir.
Sonuç olarak söyleyebiliriz ki, Ailelerin okul etkinliklerine katılımını ve işbirliği sürecini engelleyen başlıca faktörlerin neler olduğunu bilmek, yaşanan diyalog sorununu çözme adına, biz eğitimcilere yardımcı olacaktır. Çocuğun okuldaki başarısında; ailenin sosyo-ekonomik statüsü, aile üyelerinin eğitim düzeyi, ailede çocuğa gösterilen ilgi, anne-baba ve çocuk ilişkisinin niteliği gibi etmenler önemli rol oynamaktadır. Unutulmamalıdır ki, okuldaki eğitim ile aile içindeki eğitimin de birbiriyle tutarlı olması çocuğun başarısını olumlu etkileyecektir.
Son olarak, okul-aile işbirliğini sağlayabilmek için, uzmanlar tarafından aktarılan öneriler üzerinde durmak istiyorum.
1) Aileler, öğrencinin eğitiminde okulun yanında en etkili kurumu oluşturmaktadırlar. Öğrenciyi tanımada, yönlendirmede, yeteneğini ve kapasitesini artırmada mutlaka aileyle iş birliğine gidilmelidir. Bunu sağlayabilmek için, çok çeşitli vesilelerle ailelerin okula gelmesi, öğrenci sorunlarını paylaşması, öğretmen ve yöneticiler ile ortak kararlar geliştirmesi, çocuğunun başarısı için rol alması ve katkıda bulunması sağlanmalıdır.
2) Aileler, öncelikle kendi çocuklarının eğitimine ve başarısına, daha sonra da ailesinden yeterince destek ve yardım alamayan çocukların eğitimine ve başarısına, güçleri ölçüsünde katkıda bulunmayı temel bir görev ve sorumluluk olarak görmelidirler. Aileler, çocuğun evdeki durumunu gözlemleyerek, bilgi vermek için sürekli öğretmeni ile diyalog halinde olmalıdırlar.
3) Aile-okul iş birliğini artırabilmek için posta, telefon, internet, çeşitli dergiler, gazeteler, oturumlar, toplantılar gibi birçok araçtan yararlanılmalı; ailelerin çeşitli etkinliklerden, çocuklarının okuldaki performansından haberdar edilmesi sağlanmalıdır. Belli dönemlerde ev ziyaretleri düzenlenmelidir. Etkin bir okul veli yardımlaşmasını sağlayabilmek için, ilişkiler rastlantıya bırakılmamalı, okul-veli görüşme ve toplantıları yıllık, aylık ve haftalık dönemler içinde programlara bağlanmalıdır.
4) Okullarda bulunan okul-aile birliğine ilişkin önemli hususlar yönetmeliklerde her ne kadar yer alsa da, bu birliklerin etkili şekilde çalışması sağlanmalıdır.
5) Okulun izlediği eğitim yaklaşımları, öğrenciye uygulanan sınıf içi öğretim etkinlikleri konusunda velilerle iletişim kurulmalı, ayrıca, okul-aile yardımlaşması ve bu çerçevede çocuğun eğitimi konusunda etkin işbirliğinin sağlanabilmesi amacıyla veliler eğitilmelidir.
6) Velilerin okula olan güven ve işbirliğini geliştirmek amacıyla, öğrenci etkinlikleri sergilenmeli ve bu etkinlikleri velilerin izlemesi sağlanmalıdır.

Pamukçuk

Yorumlar Kapalı

hastalığı nedir ?
Genellikle bebeğin doğumunun ilk haftasının sonunda kendisini gösteren bir dil ve ağız hastalığıdır.

hastalığı neden ileri gelir ?
Mantar veya mantar sınıfından ilkel bir bitkiden ileri gelen bir hastalıktır.

Bu mantar nereden gelmektedir ?
Genellikle vajinasında hafif bir mantar hastalığı bulunan anneden. Çocuk rahimden çıkarken bu mantarla enfekte olur. Mantarın gelişmesi yaklaşık bir hafta sürer. Hastalık, ayrıca enfekte olan bir çocuğun kullanmış olduğu biberon başlıklarından da başka bir çocuğa bulaşabilir.

ciddî bir hastalık mıdır ?
Hayır, çok rastlanan bir hastalıktır.

Pamukçuğun tedavisi nasıl yapılır ?
Mor kantaron (gentian violet) bir çubuğa sarılmış pamuk ile hafif hafif bebeğin ağız, dil ve damağına sürülür. Ayrıca mantara karşı bir ilâç olan «
» yine bu şekilde sürülebilinir veya bebeğe yutturulur.

Pamukçuğun tedavisi uzun sürer mi ?
Hayır. Bir hafta ile on gün arası bebek tamamen iyileşir.

önlenebilir mi ?
Eğer annenin vajinasında ifrazat yapan bir mantar hastalığı olduğu bilinirse, doğumdan önce tedavi edilmesiyle önlenebilinir.

Hastanelerde bebeklere ayrılan bölümde bir bebekte görülürse bu bebek tecrit edilmeli midir ?
Evet. Böylece hastalığın öteki bebeklere bulaşması önlenir. Hasta bebeğin bakımında kullanılan bütün kap, çatal, bıçak ve kaşıklar da ayrı tutulmalıdır

Bebek bakımı ile ilgili bilgiler

Yorumlar Kapalı

Hayatımızın en önemli varlıkları bebeklerimiz;
Yapacağınız doğru uygulamayla, bebeğinizi endişe duymadan yıkayabilir, hatta onun bun­dan zevk almasını sağlayabilirsiniz.

Özellikle sıcak yaz günlerinde bebeğinize sık sık yaptırmanız gereken banyoların kabus ol­maktan çıkmasını istiyorsanız, önerilerimizi mut­laka okuyun.

Nelere dikkat edilmeli?
Suyun ısısını kendiniz ayarlayın. Bebeği yıka­yacağınız ortamın yaklaşık 22-33 derece olması­na Özen gösterin. Bebeğinizi altını açıp, soyun. Gözlerindeki çapakları, burnunu, boynunu sıcak suya batırılmış bir havlu ya da
ile sildik­ten sonra, yüzünü ve ensesini de temizleyin. Sonra kollarından kavrayarak küvet veya leğenin içine oturtun ve tutmaya devam ederek başı­nı yıkayın. Poposunu ve organını sıcak suya batırılmış pamukla temizleyin.
Havlusuna yatırıp sardıktan sonra kurulayıp, altını bağlayın.

Sudan Korkuyorsa?
Eğer bebeğiniz sudan korkuyorsa, onu sakın zorlamayın. Suya alışıncaya kadar, onu sıcak su­ya batırılmış bir havlu ile temizleyin. Tabii bu önerimiz, minik bebekler için geçerli. Bebeğiniz biraz büyükse fazla zorlamadan,
faslına birkaç gün ara vererek alıştırın. Bu arada günlük temizliğini, sabunlanmış ve sıcak suya batırılmış bir sünger ile yapın. sırasında ise çok az su kullanarak yıkayın. Eğer hala korkusu sürü­yorsa, oyunlar yaratın. Suyun içinde yüzen oyun­caklar işe yarayacaktır.

Gözleri yanmasın!
Bebeğin saçlarının yıkanması onunda hoşuna gidebilir, ancak gözlerine şampuan kaçmaması şartıyla. Ayrıca, bebeğinizin saçlarını yıpratma­mak için iyi bir şampuan seçmelisiniz. Eğer be­beğiniz başının yıkanmasından hoşlanmıyorsa, bir süre ara verip, tekrar deneyin. Hala saçının yıkanmasından rahatsız oluyorsa, elleriyle yüzü nü örtmesini öğreterek, gözlerini şampuandan korumasını sağlayabilirsiniz.

Bebeğiniz bakımı için
Ellerini ve parmaklarını sık sık temizleyin. Çünkü tırnaklar ve parmaklar, mikropların yer­leşmesi için ideal bir ortam oluştururlar.

Ayaklar
Bebeğiniz hareketlendiğinde ayakları hemen kirlenir ve çorabındaki iplikler parmak aralarına girer bu yüzden, ayak temizliğinde parmak ara­larını sakın unutmayın.

Popo
Bebeği yıkarken poposunun da yeterince te­mizlendiğinden emin olun sık sık altını kirleten bebeğin en temiz tutulması gereken bölgelerin­den biri de poposudur.

Ganital bölgeler
Önce ıslak bebek mendilleri ya da ıslatılmış bir pamukla bebeğin
bölgelerini temizle­yin. Erkek bebeklerde ise penisi hafifçe arkaya çekerek temizledikten sonra, testislerin arkasını iyice temizleyin.

Kulak ve kulak arkası
ın dış kısımlarını temizlemek için pa­muklu çubuk kullanın. Kulağın iç kısmını ise temizlemeye çalışmayın, zedeleyebilirsiniz. Kula­ğın içinde bulunan mumsu salgı, kendi kendine temizlenir. Kulak arkalarında kepeğimsi kabuk­lar oluşabilir. Bunları bebek yağı ile yumuşatıp ıslak pamukla temizleyebilirsiniz.

İlk 6 ayda emzirme bebekte hayati önem taşıyor

Yorumlar Kapalı

Araştırmalarıma göre; ülkemizdeki annelerin sadece yüzde 2′si 6 ay boyunca emziriyor. Dün­ya Sağlık Örgütü (WHO), bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne ü ile beslenmesini sağlıklı yaşam için şart koşuyor. Buna karşın ülkemizde hala ilk 6 ayda anne üyle beslenen oranı yüzde 2. Her yıl ekim ayının ilk haftasında WHO, “Dün­ya Emzirme Haftası’nı kutluyor. Hafta boyunca anne ünün için ne kadar yararlı olduğu, çeşitli etkinlikler düzenlenerek anlatılmaya çalı­şılıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan bil­giler arasında en acı verici olanı ise, her yıl isha­le yakalanan 3 bin 500 bebeğin yeterince anne ü almadığı için Ölüyor olması.

ülkemizde emzirmeyi teşvik etmek amacıyla kurulan Piyon Emzirme Çözümleri kurucusu Ar­zu üstündağ, 1980′li yıllardan itibaren bebeğini emziren anne sayısının giderek azaldığını belirt­ti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sadece 200 anneden birinde gerçekten salgılama so­rununun olduğunu ifade eden uzmanlar,
“Annelerimizin asıl sorunu kaygı. Bebeğin aç kaldığı kaygısı, annede üretimini sağlayan oksitosin hormonunun durmasına neden oluyor. Böylelikle anneler emzirmekten vazgeçebiliyor” diye konuştu.

İlk 6 ayda emziren anne oranı
(ÜNICEF İSTATİSTİKLERİ)
TÜRKİYE – %2
ARNAVUTLUK – %6
CEZAYİR – %13
ERMENİSTAN – %30
MISIR – %57
HIRTAVİSTAN – %23
NEPAL – %69
FİLİPİNLER – %37
MAKEDONYA – %37
DOĞU AVRUPA – %9
ABD – %8

Tek Çocuk Ve Tek Çocuklu Aileler

Yorumlar Kapalı

Tek çocuklu aile sayısı her geçen gün artmaktadır. Gerek sosyo-ekonomik gerekse ailelerin birden fazla çocuğa yeterli ilgiyi gösterememe kaygıları tek çocuklu aile sayısının artmasına neden olmaktadır.

Tek çocukla yetinen aileler genellikle çocuk sahibi olmaya fazla değer veren ve çocuk yetiştirme konusunda kaygıları olan ailelerdir. Bu aileler çocuklarının gelişim dürtülerini engellememeye, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini desteklemeye önem verirler. Bu kaygıyla çocuklarını çok koruyup kollama eğiliminde olabilirler. Ortaya çıkabilecek her türlü problemde kendilerinde bir hata arama eğilimindedirler. Bu da çocuğa uygulayacakları disiplinde dengesizliklere yol açabilir. Örneğin çocuğun her isteğini karşılamaya çalışmak, tüm kararları çocuğa verdirtmek büyük sorunlara neden olabilir. Çünkü çocuklar kendi ihtiyaçlarının karşılanmasında diretseler de bir şekilde sınırlandırılmaya ihtiyaç duyarlar. Davranışlarına, yaşlarına uygun sınırlar getirildiğinde daha huzurlu, daha yaratıcı olurlar. Her konuda kendi istedikleri olsun, kendileri karar versin isterler ama bu kararların ya da davranışların sonucunun sorumluluğunu alamaya hazır olmayabilirler. Bu da çocuğun başarısızlık yaşamasına ve ortaya çıkan tatsız durumdan ötürü suçlanmasına, “Sen istedin böyle oldu” gibi suçlanmalara neden olabilir.

Tek çocuklar bütün çocuklar gibi uygun anne-baba tutumuyla problemsiz bir yaşam sürdürebilirler. Unutulmaması gereken konu çocuk sayısının değil anne-baba tutumunun önemli olduğudur.

İlk üç yılda bütün çocuklar tek bir kişinin sürekli ilgisine muhtaçtırlar. Ve mümkün olduğunca anne ile temaslarının yoğun olması önemlidir. Bu dönemde çocukların bu tek kişilik yoğun ilgi ihtiyacı karşılanabilirse bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirirler. Ancak üç yaşından sonra tam bir sosyalleşme ve birey olma dönemine girilir. Yuva vb gibi sosyal bir kuruma gitmek bu dönemde çocuğun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için önemlidir. Eğer çocuk böyle bir kuruma gidebilirse yine tek çocuk olmak bir sorun yaratmaz. Çünkü yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olma, oyun oynama ve yaşantıdan deneyim kazanma ihtiyacı bu kurumlarda karşılanabilmektedir. Ancak çocuk üç yaşına gelmiş olmasına rağmen hala sadece yeşitkinlerle birlikte oluyorsa, çocuklarla zaman geçirme fırsatı verilmiyorsa, bu durum çocuğun sosyelleşmesini ve yaşıtlarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmesini geciktirebilir. Çünkü çocuk paylaşmayı, beklemeyi, dinlemeyi, kurala uymanın önemini ve bir gruba ait olmanın keyfini en etkili çocuklarla yaşadığı deneyimde öğrenebilir.

Diğer yetişkinleri ise ya bir şekilde kontrol etme eğilimindedir ya da onlara itaat etmeye mecbur bırakılır. Ayrıca sürekli anne-babasıyla ya da ailedeki diğer yetişkinlerle olmaya alışan çocukta güven gelişimi de olumsuz etkilenir. Başka ortamlarda da kendine güvenemez, anne-babaya bağımlı kalabilir. Bu da yetersizlik duygusu geliştirmesine neden olabilir ya da her ortamda ayrıcalıklı olmak ister. Olamadığında ise mutsuz olur ve sorun çıkarabilir. Ayrıca sadece yetişkinlerle olan çocuklar kendilerine yetişkinleri model aldıkları için kendilerinden beklentileri yüksek olabilir ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olabilirler. Bu da en ufak hatalarında mutsuz olmalarına ve başaramama endişesine dönüşebilir. Bu nedenle yeni şeyleri ve durumları deneme konusunda, başaramama korkusuyla çekingen davranabilirler.

Tek çocuklu ailelerde çocuk için ayrılan özel zaman miktarı ister istemez çok çocuklu ailelere göre daha fazladır. Aileler zamanlarını iyi organize ederlerse çocuğun her tür psikolojik ihtiyacını karşılamaları için gerekli fırsatı bulabilirler. Tek çocuk olmanın belkide en önemli avantajı budur.

Ancak anne-babanın çocuğun üzerine çok fazla düşmesi ve çocuğun sürekli gözlem altında olması , serbest deneyimler yaşamasına fırsat verilmemesi, en az ilgisizlik kadar olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Anne ve babanın söz birliği içinde ortak bir disiplin anlayışı geliştirmeleri şarttır. Çocuğun istenmeyen bir davranışı bir ebeveyn tarafından engellenmeye çalışıldığında diğer ebeveynin müdahale edip çocuğun bu davranışını sürdürmesine izin vermesi hem çocuğun kural öğrenememesine neden olur hem de anne-baba arasında çatışmalara neden olur. Bu durumda sorun yaşanmasına neden olan çocuk suçluluk duyguları yaşayabilir.

Tek Çocukların İlerki Yaşamları Nasıl Etkilenir?

Tek çocuk olarak benmerkezciliği pekiştirilen, ilgi merkezi olmaya alıştırılan; her ihtiyacı, hiç geciktirilmeden karşılanan, sosyalleşmesine fırsat verilmeyen bir çocuk aynı ilgiyi ileriki yaşantısında da isteyeceketir. Girdiği sosyal ortamlarda, okulda, işte, yakın ilişkilerinde aynı ilgiyi göremediğinde, öncelikli konuşma, karar verme hakkı ona verilmediğinde hayal kırıklığı, öfke yaşayabilirler, çevrelerine agresif davranabilirler. Ya da tam tersi olarak yeterince sevilmeye değer olmadıklarını düşünüp içe kapanabilirler. Doyumsuz olabilirler, çabuk bıkarlar, mutlu olmaları birçok koşula bağlı olduğundan kolay mutlu olamazlar, paylaşmakta zorluklar yaşayabilirler. Sosyal ortamlarda kabul görmeyebilir, dışlanabilirler. İhtiyaç ve istekleri başkalarının istek ve ihtiyaçlarıyla çakıştığında erteleyemezler. Annelerine bağımlılıkları uzun sürebilir. Eleştiriye tahammülsüz olabilirler. Okulda ve iş yaşamında sebatsızlıklar ve uyum sorunları olabilir.

Unutulmamalıdır ki, bütün bu sorunlar aslında sadece tek çocuk olduğu için değil uygun olmayan anne-baba tutumları sözkonusu olduğu için yaşanan sorunlardır.

Tek Çocuklu Aileler Neler Yapmalı?

Tek çocuğa; öncelikle tek çocuk olarak değil, çocuk olarak davranın. Unutmayın ki sizin onun tek olmasıyla ilgili kaygılarınızı çocuğunuz hissedecektir.
Standart disiplin yöntemlerini uygulayın, yaşına uygun kurallar koyun; bu kuralları kararlılık içinde uygulayın. Çocuk kurala uymanın keyfini, bundan yaşayacağı kabulün mutluluğunu yaşasın.
Beklemeyi, sabretmeyi öğretin; her istediğini anında karşılama çabasına girmeyin. Uygun olan; gerekli olduğunu düşündüğünüz isteklerini karşılayın. İsteklerinin yaşına ve sizin koşullarınıza uygun sınırları olmasını sağlayın.
Üç yaşından sonra yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olmasını sağlayın. Yuvaya gönderme imkanınız yoksa bile çocuğu olan ailelerle görüşüp çocukların bir arada olmasına, oyun oynamalarına, arkadaşlıklar kurmalarına fırsat verin.
Onunla iyi iletişim kurun. Yalnız veya mutsuz hissettiğinde size duygularını anlatabilecek kadar yakın hissetmesini sağlayın.
Yababileceğinden fazla şey beklemeyin. Hep mükemmel olmaya çalışmak çocuğu yorar ve başarısızlık korkusu artar.
Çocuğa söz hakkı verin ama bu, tüm kararları çocuğa aldırmak şekline dönüşmesin. Size uygun karar alternatiflerini sunun, çocuk sizin alternatiflerinizden birisini seçsin (örneğin; bu arabayı alamayız, paramız yetmiyor ama bu uçağı ya da gemiyi alabiliriz gibi)
Bireyselliğinin gelişmesini destekleyin. Giyinme, soyunma, yemek yeme, temizlik gibi her türlü özbakımını yapmasına fırsat verin. Evde sorumlulukları olsun; size bağımlı olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılaması için destekleyin.
Anneanne, babaanne gibi aile büyükleri genelde çocukların benmerkezciliklerini pekiştirici tarzda davranırlar onlara engel olun, sizin kullandığınız yöntemleri kullanmalarını sağlayın. Unutmayın ki çocuğunuzun psikolojik sağlığının ve kişilik gelişiminin birinci de recede sorumlusu onlar değil sizsiniz.

Çocuklarda Parmak Emme

Yorumlar Kapalı

Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir pisko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur.parmak emmenin çocuk psikolojisinde çocuklarda bir uyum ve davranış problemi olarak görülemesi için bazı kriterleri karşılaması gereklidir.

Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni,yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde, (uterus) öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır.Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak ya da bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktır.
1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.
Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım nedir?
Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emme çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisi, hatta arkadaşlarını alaylarını karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regression) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin,yeni bir kardeşin doğumu,çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir.Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk ,bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır.Bu konuda da yine özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır.Okul öncesi dönemindeki parmak emme ya da alt ıslatma durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır.

Parmak emmenin giderilmesi için alınacak önlemler
Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.(D. Çağlar-1981)
Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir. (D. Çağlar-1981)

Babanın İlgisi

Yorumlar Kapalı

Araştırmalar göstermektedirki babanın yakın ilgisinin, çocuğun sosyal, fiziksel ve duygusal gelişimi üzerinde olumlu etkileri vardır.
• İlk aylarda baba tarafından yoğun ilgi ve bakım gören bebeklerin çevreleriyle iletişim kurmada daha istekli olduğu belirtilmektedir.
• Babanın çocuğun bakımıyla yakından ilgili olması özellikle erkek çocuklarda, ileriki yaşlarda karşı cinse şiddet uygulama eğilimini düşürmektedir. Tek başına bir anne tarafından yetiştirilen çocuklar büyüme süreçlerinde sadece anneyle beraber oldukları için en ufak mutsuzluklarını ya da sorunlarını bile direk anneye bağlayabilir ve ileriki yaşlarda anneye, dolayısıyla karşı cinse karşı olumsuz tepkiler geliştirebilirler. Babanın çocuğun büyüme sürecindeki aktif rolü ise bu olasılığı düşürmektedir.
• Yapılan araştırmalar babalarının yakın ilgisiyle büyüyen çocukların genelde kendilerini ifade etme ve iletişim kurabilme konusunda daha becerikli olduğunu göstermiştir.
• Babanın, çocuğun bireyselleşmeyi öğrenmesi üzerinde rolü büyüktür. Çünkü anneler çocuk bakımında çok daha korumacı, denetleyici bir yaklaşım sergilerken babalar çocuğun çevreyi ve hayatı keşfetme aşamasında ona daha fazla özgür alan bırakmayı tercih eder. Örneğin çocuk hayatında ilk kez yabancı bir varlıkla (bir köpek, yeni bir oyuncak gibi ) karşılaştığında anne çocuğa mümkün olduğunca yakın durarak onun rahatlamasını, güvende hissetmesini sağlar. Oysa babalar genellikle daha geri planda kalarak çocuğun bu yeniliği tek başına keşfetmesine olanak sağlar. Böylelikle çocuk ebeveynlerden ayrılmak durumunda kaldığında ya da yabancı kişilerin yanındayken de rahat olmayı, ağlamamayı öğrenir.
• Yetişme sürecinde babanın aktif rol oynadığı çocukların içgüdülerini kontrol etmede ve sosyal adaptasyonda daha başarılı oldukları bilinmektedir.

Babalık Ve Kariyer

Yorumlar Kapalı

Yakın bir geçmişe kadar toplumun aile içinde kadın ve erkeğe yüklediği geleneksel roller gereği babalar, iş hayatı ve aile hayatı arasında bocalama durumunu anneler kadar yoğun yaşamıyordu. Çünkü bu toplumsal roller gereği yeni doğan bebeğin bakımı, yeni hayatına sosyal ve fiziksel uyumunun sağlanması, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması gibi sorumlulukları üstlenen ve gerektiğinde işinden fedakarlık yapan büyük ölçüde anne olurken; baba işine öncelik vererek ailesine maddi destek sağlamakla yükümlüydü. Ancak günümüzde çocukların bakım ve yetiştirilmesinde babaların da aktif katılımı gittikçe önem kazanmaktadır. Özellikle ebeveynliğin ilk yıllarında anne babanın çocukla beraber vakit geçirmeye özen göstermesi hem çocuğun hem de ebeveynlerin gelişimleri açısından önemlidir. Çocuğun duygusal ve fiziksel olarak anne-babaya ihtiyaç duyduğu heran onun yanında bulunabilmek ebeveynler için full-time bir iş sayılabilir. Bu sebeple de bir baba olarak işinize ayırmanız gereken zamanla çocuğunuza ayırmak istediğiniz zamanı dengelemede zorluklar yaşayabilirsiniz.
Ayrıca bebekle daha fazla vakit geçirdiği için anneyle bebek arasında ilk başlarda oluşan yakınlığa dahil olamama ve anneye göre bebek bakımı hakkında çok daha bilgisiz ve tecrübesiz olma gibi sebepler bir baba olarak başlarda biraz dışlanmış hissine kapılmanıza yol açabilir. Ama bu durum aslında son derece normaldir ve bebeğinizle bir süre vakit geçirip onu tanımaya, onun bakımı ve gelişimi ile ilgili detayları öğrenmeye başladıkça bu dışlanmışlık ve yabancılık duygusu kendiliğinden yok olacaktır.

İş hayatınızdaki stres bulaşıcıdır. İşyerinde yaşadığınız stresi, sorunları farketmeden eve yansıtıyor olabilirsiniz. Bu durum hem eşinizi hem çocuklarınızı olumsuz etkileyecektir.

İş stresinizi eve mümkün olduğunca az yansıtmak ve işinizle çocuklarınıza aıyrdığınız zaman arasında sağlıklı bir denge kurabilmek için size birkaç küçük ipucu:

• Patronunuzla öncelikleriniz hakkında konuşmayı deneyin. Aileniz ve çocuklarınızla geçirdiğiniz zamanın sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatmaya çalışın ve mümkünse iş programınızı aile düzeninize uygun biçimde oluşturmaya çalışın. Patronunuza işinizin sizin için çok önemli olduğunu ancak iş hayatındaki performansınızın da ailenizdeki mutluluğunuzla doğru orantılı olduğunu belirtmeniz de faydalı olabilir.
• Stresli bir iş günü sonunda eve dönüyorsanız, eve girmeden önce (ofiste ya da arabanızdayken olabilir) kendinizi rahatlatmak, kafanızı boşaltmak için kısa bir süreyi kendinize ayırın. Böylelikle eve girdiğiniz andan itibaren sizi bekleyen çocuklarınızla paylaşabilecek enerjiyi toplamış olursunuz.
• Eşinizle sürekli iletişim halinde olun ve işinizde yaşadığınız stresi, iş ve aile arasında dengeyi kurmada yaşadığınız zorlukları ona, yakınmadan, anlayışlı bir tarzda anlatmayı deneyin. Unutmayınki eşiniz ve siz bir takımsınız. Eğer eşiniz iş yaşamınızla ilgili bilgi sahibi olursa size olan desteği ve anlayışı artacak ve size elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışacaktır. (örneğin eve geldiğiniz ilk dakikalarda çocukları biraz oyalayarak buarada sizin kendinizi toparlamanıza ve iş stresinden sıyrılıp ev ortamına adapte olmanıza zaman verebilir.)
• Eşinizden sürekli olarak sizin işte bulunduğunuz sürede çocuklarınızın günü nasıl geçirdiğine dair bilgi alın. Çocuğunuza siz yokken oynadığı bir oyun ya da izlediği bir filmle ilgili sorular sorup yorumlar yapmanız, ayrı olduğunuz zaman dilimlerinde bile onunla ilgilendiğinizi hissetirecektir.
• Gün içerisinde ofisten çocuklarınızı arayıp okuldaki sınavın ya da basketbol maçının nasıl geçtiğini sorun, günlük aktivitelerini yanında olmasanız da takip etmeye çalışın.
• Eğer mümkünse çocuğunuzu birkaç kez iş yerinize götürüp yaptığınız işleri ve bunları neden yapmak zorunda olduğunuzu açıklamaya çalışın. Sizi kendinden ayrı tutan bu ortamı tanıyıp anlaması aranızdaki yakınlığı güçlendirecektir.
• Eşinizle bir anlaşma yapın ve günlük sorunları ya da çocukların disiplini ile ilgili konuları eve girdiğiniz ilk saatlerde tartışmamaya özen gösterin. Eve girer girmeniz çocuklarınızın o günkü yaramazlıklarını ve günlük problemleri dinlemek durumunda kalmanız çocuklarınıza iş dönüşü verebileceğiniz ilk tepkilerin negatif olmasına yol açabilir. Oysa birkaç saat eşiniz ve çocuklarınızla güzel vakit geçirdikten sonra bu tür sorunlarla ilgilenirseniz daha yapıcı çözümler bulabilir, aile içinde daha ılımlı bir hava yaratabilirsiniz.
• Eğer sıklıkla iş seyahatine çıkmak zorunda kalıyorsanız, her defasında evden ayrılmadan önce çocuklarınıza nereye gittiğiniz, orada neler yapacağınız konusunda detaylı bilgi verin. Hatta seyahat zamanlarınızla ilgili onların anlayabileceği şekilde küçük takvimler ve günlük programlarınızı hazırlayıp verirseniz kendilerini sizin hayatınıza daha fazla dahil olmuş hissedeceklerdir.

Çocuklarda Dil Gelişimi

Yorumlar Kapalı

Çocuk doğduğu andan itibaren hem fizyolojik hem psikolojik bir gelişim süreci içine girer. Çocukta dil gelişimi de  bu süreçte önemli bir yer kaplamaktadır.

3-4 yaş grubu dil gelişimi:

.Günlük yaşamımızda kullandığımız, içmek, açmak, kapamak, uyumak gibi eylemleri belirten resimleri isimlendirebilirim.
· Özellikleri belirtilen nesneleri getirebilirim.
· İki eylem gerektiren direktiflere uyabilirim.
· Çevremdeki nesneleri tanır ve onları adlandırabilirim.
· Söylemesem bile dokuzyüze yakın kelimeyi anlayabilirim.
· Iki ayri nesneli eylemi gerektiren emirleri yerine getirebilirim.
· Beş kelimeli cümle kurarak konuşabilirim.
· Zamirle kendimi ifade edebilirim.
· Sesimin tonunu ve hızını ayarlayarak konusabilirim.
· Yaptığım bir resmi anlatabilirim.
· Kendi kendime konuşur ve çok soru sorarım.
· Onsekiz adet nesne kartı içinden en az on tanesinin ne olduğunu söyleyebilirim.
· Altı kelimelik bir cümleyi, söylendikten sonra tekrarlayabilirim.
· Bir hikaye oluşturup anlatabilirim.
· Olayları birbirine bağlayıp olan biteni anlatabilirim.

4-5 yaş grubu dil gelişimi:

.Özellikleri belirtildiğinde vücudumun kisimlarini gösterebilirim.
· Üç nesneli ve davranişlari emirleri yerine getirebilirim.
· Resimleri mantikli bir şekilde açiklayabilirim.
· Tek başima 3-4 misralik basit şarkilari söyleyebilirim.
· Düzgün ve tam cümleler kurabilirim.
· Yedi kelimeden oluşan cümleleri kurabilirim.
· Geçmiş şimdiki ve gelecek zamanlari doğru olarak kullanabilirim.
· On sekiz adet değişik nesne resminden on dört tanesinin ismini söyleyebilirim.
· Yakin zamanda yaşanmiş olaylari anlatip, olaylar arasinda ilişki kurabilirim.
· Ev adresimi söyleyebilirim.
· Kaç yaşimda olduğumu söyleyebilirim.
· Sürekli olarak “neden, ne zaman, nasil” gibi sorular sorabilirim.
· Kelimelerin anlamlarini merak ederek ne olduğunu sorabilirim.
· Gerçekleri hayallerimle kariştirarak hikayeler anlatabilirim.
· Artik konuşmalarimda bebeksi konuşmalara yer vermem veya çok az konuşurum.

5-6 yaş grubu dil gelişimi:

Adimi soyadimi söyleyebilirm
· Ailemdeki kişilerin isimlerini söyleyebilirim
· Telefonumu ve ev adresimi söyleyebilirm
· 6-8 kelimelik cümleler kurabilir, söylendiğinde tekrarlayabilirim
· Somut nesneleri yapilarina gore daha ayrintili olarak tanimlayabilirim
· Soyut nesnelerin anlamlarini sorabilirim
· Zit anlamli soyut kelimeleri söyleyebilirim
· Zit anlamli somut kelimeleri söyleyebilirim
· Günlük yaşantimi anlatabilrim
· Yer ve hareket tarif edebilirim
· Niçin sorusunu açiklayarak cevaplayabilrim

Anne-Baba Kurallar Koyarken Nelere Dikkat Etmeli

Yorumlar Kapalı

Bebekliğinden itibaren çocuklara sınırları ve kuralları öğretin; uyku, yemek, tuvalet, temizlik, özbakım gibi konularda bir düzen oluşturun.
Çocuğunuzun her türlü ihtiyacını karşılayabileceği şekilde büyümesine özen gösterin. Becerileri geliştikçe her türlü ihtiyacını karşılayabilir hale gelecektir. Böylece kendi sorumlulukları konusunda fazla uyarmanız gerekmeyecek ve itaat problemi yaşama olasılığınız azalacaktır.
Kurallar önceden belirlenmelidir. Öncesinde konuşulmamış, beklenmedik istekler çocuklarda kaygı uyandırır ve söyleneni yapmak istemeyebilirler. Bunun yerine önceden belirlenmiş kurallarla ilgili uyarı yapmak çocuklar üzerinde daha etkili olmaktadır.
Kurallar mümkün olduğunca açık ve net olmalıdır. Çocuğunuzdan nasıl davranmasını beklediğinizi belirtmeniz çocuğunuzun uygun davranma olasılığını arttıracaktır.

Kurallar tutarlı olmalıdır. Sizin tutarlı olduğunuzu gören çocuğunuz sizin sözünüzü dinlemeye daha istekli olacaktır.
İstediğiniz gibi davrandığında ve sözünüzü dinlediğinde onu ödüllendirin. Ödülün “aferin, sözümü dinlediğin için seninle gurur duyuyorum vs.” gibi sözel ödül olması çocuğu daha fazla motive edecektir. Annesi ve babası tarafından kabul gördüğünü ve davranışının beğenildiğini gören her çocuk aynı davranışı tekrarlamak isteyecektir.
Çocuğunuzla iyi iletişim kurmanız önemlidir. Çünkü ancak iyi iletişim kurduğunuzda çocuğunuz sizi dinlemeye ve istediğinizi yapmaya istekli olacaktır. Aksi halde “söz dinlememek” anne-babaya duyulan öfkenin bir ifadesi olarak ve anne-babaya bir tepki biçiminde ortaya çıkan bir sonuç olabilir.

Evde kural koymanın öneminden bahsederken kuralların önceden belirlenmesinin gerekliliği de unutulmamalıdır. Çocuklar ne zaman nasıl davranmaları gerektiğini önceden bilmeye ihtiyaç duyarlar ve birden bire ortaya çıkan bir talebe cevap vermek konusunda çok istekli olmazlar. Bu durumda anne-babanın sözlerini dinletmek için biraz daha sert bir uyarıya ihtiyaçları olacaktır. Bu da çocuk ve anne-baba arasında başka problemlerin yaşanmasına sebep olabilir. Oysa zaten kural olan ve çocuğun bildiği bir şey hatırlatıldığında bu söyleneni çocuklar bir tehdit ve rahatsız edici bir şey olarak algılamayacakları için söylenene itaat edeceklerdir.

Çocukların kuralları öğrenmesini ve kurala uymalarını zorlaştıran başka bir durum da kuralların tutarsız bir şekilde uygulanmasıdır. Yapılması yasak olan bir şey başka bir gün kabul ediliyorsa çocukların bu kuralı kural olarak benimsemeleri zor olacaktır. Anne-baba böyle bir durumda çocuğun “söz dinlememesini” olağan karşılamalıdırlar. Çocuk daha önce benzer bir davranışlarının anne-babası tarafından kabul gördüğünü söyleyebilir ve bu yeni yönergeye itaat etmeyecektir. Üstelik bu tutarsızlığı fark ettiği için anne-babasının başka konularda söylediklerine uymakta da problem çıkarabilir.

Sonraki yazılar »


  • Aşk Fm Dinle islami sohbet Film izle Sohbet chat sohbet Chat mynet Chat mirc sohbet mirc indir Sohbet Odaları